Cumhurbaşkanı Gül, Karadağ Başbakanı Luksiç’i Çankaya Köşkü’nde Kabul Etti

March 16th, 2012

Resmî bir ziyaret için Türkiye’de bulunan Karadağ Başbakanı Igor Luksiç ve beraberindeki heyeti Çankaya Köşkü’nde kabul eden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, kendisinin 2009’da Karadağ’a, Karadağ Cumhurbaşkanı Filip Vuyanoviç’in ise geçen yıl Türkiye’ye yaptığı resmî ziyaretleri “kardeş ziyaretleri” olarak tanımladıklarını belirtti.

 

“TÜRKİYE-KARADAĞ İLİŞKİLERİ MÜKEMMEL BİR SEYİR İZLİYOR”

Kabul sırasında Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye ile Karadağ arasındaki ilişkilerin mükemmel bir seyir izlediğini ve iki halk arasında da tarihî dostluk bağları bulunduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Gül, Karadağ Cumhurbaşkanı Filip Vuyanoviç ile yakın bir dostluk geliştirdiklerini, bu çerçevede kendisinin 2009’da Karadağ’a, Cumhurbaşkanı Vuyanoviç’in ise geçen yıl Türkiye’ye başarılı resmî ziyaretler gerçekleştirdiklerini ve bu ziyaretleri “kardeş ziyaretleri” olarak değerlendirdiklerini vurguladı.

“İKİ ÜLKE ARASINDAKİ EKONOMİK VE TİCARİ İŞ BİRLİĞİ, SİYASİ İLİŞKİLER SEVİYESİNE ÇIKARILMALI”

Karadağ ziyaretinin hatıralarının hafızasında hâlâ canlılığını koruduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Gül, Karadağ’ın bağımsızlık sürecini sükûnetle tamamlamasının ve bağımsızlıktan bugüne kadar çeşitli alanlarda büyük başarılara imza atmasının takdire şayan olduğunu kaydetti. Karadağ ile Türkiye arasındaki ekonomik ve ticari iş birliğinin siyasi ilişkiler seviyesine çıkarmak için çalışılması gerektiğini, bu maksatla Başbakan Luksiç’in ziyareti münasebetiyle muhtelif alanlarda imzalanan anlaşmaların uygulama sürecinin takip edilmesinin önem taşıdığını ifade eden Cumhurbaşkanı Gül, Cumhurbaşkanı Vuyanoviç’e içten selamlarının ve en iyi dileklerinin iletilmesini istedi.

BAŞBAKAN LUKSİÇ: “BU YIL YAPTIĞIM EN ÖNEMLİ DIŞ ZİYARET, TÜRKİYE ZİYARETİDİR”

Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaretin bu yıl yaptığı en önemli dış ziyaret olduğunu vurgulayan Başbakan Luksiç ise, Cumhurbaşkanı Vuyanoviç’in selamlarını getirdiğini ve iki cumhurbaşkanının dostluğunun iki ülke arasındaki ilişkilere yeni boyutlar kazandırdığının altını çizdi. İkili ekonomik iş birliğinin geliştirilmesi için gayret göstereceklerini, nitekim ziyareti kapsamında imzalanan anlaşmaların bu doğrultuda atılmış adımlar olduğunu ifade eden Başbakan Luksiç, Türkiye’de gerçekleştirdiği verimli temas ve ikili ilişkilerdeki mevcut potansiyeli yansıtacak alanlar hakkında görüş alışverişinde bulunduğunu belirtti.

BAŞBAKAN LUKSİÇ: “TİKA’NIN KARADAĞ’DAKİ FAALİYETLERİ SON DERECE BAŞARILI”

Özellikle ticaret, ulaştırma, kültür ve eğitim alanlarında iş birliğini ilerletme imkanı olduğunu ve Türkiye’nin Balkanlar’da güvenlik ve istikrara önemli katkılar yaptığını vurgulayan Başbakan Luksiç, bu çerçevede Türkiye’nin Karadağ’a Avrupa-Atlantik kurumlarına entegrasyonu bağlamında verdiği büyük destekten memnuniyet duyduklarını söyledi. Başbakan Luksiç, ayrıca, TİKA’nın Karadağ’da son derece başarılı faaliyetler yürüttüğünü de belirtti.

http://www.tccb.gov.tr/haberler/170/82368/cumhurbaskani-gul-karadag-basbakani-luksici-cankaya-koskunde-kabul-etti.html

Fatih Medresesi ilk mezunlarını veriyor

March 16th, 2012

Karadağ’da kurulan Fatih Medresesi, 100 yıl önce Balkanlar’dan çekilen Osmanlı’nın anlayışıyla eğitim veriyor. Müslüman çocukların eğitim gördüğü medrese, ilk mezunlarını bu yıl verecek olmanın heyecanını yaşıyor.

Fatih Medresesi ilk mezunlarını veriyor

Osmanlı Balkanlar’dan çıkalı 100 sene oldu. Bu yıl, Balkan Savaşları’nın 100. yıldönümü yaşanıyor. Türklerden sonra Balkanlar’daki Müslüman kültür ve eserleri büyük kıyıma uğrarken, şimdi bu eserler ayağa kaldırılıyor. Türkiye’nin desteğiyle 4 yıl önce inşa edilen Karadağ’daki Fatih Medresesi, bu yıl ilk mezunlarını verecek. Medrese, bölgedeki gençlerin umudu. Hem iyi eğitim alıyorlar hem de dinlerini ve kültürlerini öğreniyorlar. Türkiye, Karadağ’daki bazı önemli camileri de restore ediyor. Başkent Podgorica’daki “Nizam Camii” bunların başında geliyor. 1931′de Kadir Gecesi kapatılan cami, yeniden ibadete açıldı.

Karadağ’da 2009′da kurulan Mehmet Fatih Medresesi, bu bölgede Osmanlı tarzı eğitime yeniden hayat verdi. Karadağlılar çok heyecanlı. Zira medrese, Osmanlı’nın Balkanlar’dan ayrılmasının 100. yıldönümünde ilk mezunlarını vermeye hazırlanıyor. Boşnak ve Arnavutlardan oluşan 180 öğrencisi bulunan okul, yatılı ve normal tarzlarda eğitim veriyor. Öğrenciler burada lise müfredatının yanı sıra dini eğitim de alıyor. Aynı zamanda Türkçe öğreniyorlar. Şimdilik sadece erkeklerin gittiği okulun kız bölümünün açılması için kaynak arayışları sürüyor. Medresenin verdiği eğitimlerden hem öğrenciler hem de aileler çok memnun. Öğrencilerden Almedin Braliç (18), “Diğer okullardaki aynı dersleri alıyoruz. İlaveten dinimizi ve yaşam tarzımızı öğreniyoruz. Türkçe bilmemiz de bizim önümüzü açacak. Mekân ve imkânlar da burada çok iyi.” diyor. Armin Karaç (15) ise medresede eğitim gören gençlerin daha olgun ve ahlaklı insanlar olduğunu vurguluyor. Mezun olan öğrencilerin çoğu Türkiye’de üniversite okumak istiyor.

Mehmet Fatih Medresesi, Karadağ İslam Birliği’nin ülkede dinî eğitimin yanı sıra Türkçenin de öğretileceği bir imam-hatip lisesi kurmak istemesiyle ortaya çıktı. 10 sene önce İslam Kalkınma Bankası’nın yardımıyla başlayan projenin devamını getiren ve sahip çıkan Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) oldu. Başkent Podgoritsa yakınlarında inşa edilen medreseye Karadağ’ı Osmanlı topraklarına katan Fatih’in ismi verildi. Karadağ İslam Birliği Başkanı ve Başmüftü Rıfat Feyziç de Türkiye’de eğitim görmüş birisi. 630 bin nüfuslu ülkenin yaklaşık yüzde 20′si Boşnaklar ve Arnavutlardan oluşuyor.

Öte yandan Podgoritsa’daki Nizam Camii TİKA vasıtasıyla restorasyon görerek yeniden inşa edildi. 1931 yılında Kadir Gecesi kılınan teravih namazının ardından kapatılan cami, II. Dünya Savaşı yıllarında büyük ölçüde hasar görmüş, ardından yıkılmıştı. 2000 yılında bölgede yaşayan Müslümanlar yapıyı yeniden eski haline getirmeye niyetlendi. Ancak maddî imkânsızlıklar engel oldu. Restorasyon sonucu, tarihî dokusu korunan caminin temelleri aynı kalmış. Ancak yapı tamamen yıkıldığı için aslına tam anlamıyla ulaşmak mümkün olmamış.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1259360&title=fatih-medresesi-ilk-mezunlarini-veriyor

Rumeli ve Arnavutların Osmanlı’daki rolü

March 10th, 2012

Balkanlarda/Rumeli’de Arnavutların Müslümanlıkla tanışması ilkin 1389 I. Kosova savaşı öncesinde (785/1383 tarihinde), Timurtaş Bey’in Arnavut iline akınlar yapması ile olur. Kısa zamanda Makedonya’nın tümü, Ergiri-Yanya bölgeleri Osmanlı kontrolüne girer. Daha Çelebi Mehmed zamanında bazı Arnavut Beyleri Müslümanlığı kabul eder. O dönemde Arnavutlarla meskun bölgeler, bugüne nazaran çok daha sınırlı bir bölge olduğu gibi, bu mıntıkalar irili ufaklı Arnavut derebeylerinin idaresindedir, bölgede güçlü bir hükümdarın varlığı bilinmemektedir. Müslüman olarak ilk bilinen bey Premedi beyi, Todor Muzak oğlu Yakup Bey’dir. Ancak Arnavut diyarına gerek Timurtaş Paşa, gerekse Evrenoszade İsa Bey komutasındaki askerlerle çeşitli akınlar düzenlense de, Osmanlıların bu diyara yerleşmesi 1431 yılında Sinan Paşa’nın akınlarıyla olur. Çelebi Mehmet zamanından başlayarak bölgenin tahriri de gerçekleştirilir. 835/1432 tarihli tahrir defteri (Defter-i Sancak-ı Arvanid) bu konuda elimizdeki en eski belge niteliğindedir. Bu tarih artık Osmanlının iyice bölgeye yerleştiği tarih’tir.

Önceki yazıda da izah edildiği gibi; imparatorluğun yükseliş, satvet, gerileme ve dağılması ile Osmanlı hanedanı – Arnavut ilişkileri arasında bir bağlantı sözkonusu’dur. Otranto fatihi Gedik Ahmet Paşa’dan başlayarak son döneme kadar 33 sadrazamla ,Osmanlıya sadrazam vermekte başta gelmişlerdir. Otranto Fatihi Gedik Ahmed Paşa, Kara Ahmed Paşa, Lütfi Paşa, Ferhad Paşa,Yemen Fatihi Koca Sinan Paşa, Tarhuncu Ahmed Paşa ve Köprülü Mehmed Paşa’dan başlayan Köprülü sülalesi bunların en ünlüleri’dir.

Özellikle 18. Yüzyıl sonlarıyla 19. Yüzyıl başlarında , Yanya’da Tepedelenli Ali Paşa, Girit ve Mısır’da Mehmed Ali Paşa , Balkanlar ve Doğu Akdeniz’de Osmanlı içerisinde yükselen Arnavut gücünün sembolü olmuşlardır. Her iki paşa Osmanlı sarayına bağlı faaliyet gösterdikleri dönemlerde büyük bir güç oluşturdukları gibi, Hicaz’dan Sırbistan’a kadar Osmanlının vurucu hakim gücü haline gelmişlerdir. Bu dönemde Mora ve Girit ayaklanmaları bastırılmış , Sırplar ve Yunanlılara göz açtırılmamıştır. Ayrıca, 20 yılı aşkın bir zaman, Suudi-Vahhabi işgalinde olup bir türlü Vahhabilerden temizlenemeyen Hicaz (Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere) bölgesi , sonunda Mehmed Ali Paşa ve oğlu İbrahim Paşa komutasındaki gemilerle Selânik limanından Mısır’a sevkedilen 12 bin civarındaki seçme Arnavut askeriyle kurtarılabilmiş, bölge bu sergerdelerden temizlenmiştir. Bu harekatta mukaddes topraklarımız binlere varan Arnavut şehidin kanlarıyla sulanmıştır.

Zamanla, Batı Avrupa ülkeleri ve Rusya’nın güçlenmesiyle, kuzey Balkan topraklarını kaybetmeye başlayan Osmanlılar; güney Balkanları, Arnavut nüfus ve gücü sayesinde elinde tutabilmiştir. Ne var ki, Tepedelenli Ali Paşa ve Mehmed Ali Paşa’nın Osmanlı saray yönetimi ile yollarının ayrılması, Osmanlının güney Balkanlardaki talihini değiştirmiştir. Yanya valisi Tepedelenli Ali Paşa’nın, Sultan II. Mahmut döneminde padişahın başmüşaviri Mehmed Said Halet Çelebi ve diğer bazı paşaların (Hurşit ve İsmail Paşalar) kışkırtmasıyla, büyük kanlar dökülerek öldürülmesi, tüm çocuklarının saraya teslim olmalarına , dehalet etmelerine rağmen katledilmeleri, Arnavutları gücendirmiş ve çok geçmeden Mora Yarımadasında Yunan Devleti kurulmuş olup, Londra protokolü ile bu durum Batılı devletlerce resmileştirilmiştir (1830 ) . Daha önce Rusya, Fransa ve İngiltere’nin baskısıyla Toska Arnavutlarının , Osmanlı idaresince Mora Yarımadası dışına çıkarılmaları (1792 ) , müslüman ahalinin yarımadadaki nüfusunu bir hayli azaltmıştır. Osmanlı hanedanının Arnavut unsuruyla yollarının ilk ayrılışı bu şekilde cereyan etmiştir.

Tepedelenli Ali Paşa ve daha sonra Mısır valisi olan Kavalalı Mehmed Ali Paşa hadiseleri; Osmanlının Arnavutlarla bir şekilde yollarının ayrılmasına sebebiyet vermiş , Akdeniz ve Balkanlarda da güç kaybına uğratmıştır. 1830′daki İşkodralı Mustafa Paşa ayaklanması, bu yol ayrımının tuzu biberi olmuştur. ( Aynı zamanda İşkodra valisi olan Mustafa Paşa, son olarak Medine-i Münevvere’de Şeyhülharem- Harem-i Şerif’ten sorumlu idareci – olarak vefat etmiştir. Aile efradı Eyüp sırtlarındaki Karyağdı Baba Bektaşi Tekkesinde gömülüdür.)

Daha sonra, gerek İşkodralı Mustafa Paşa, gerekse diğer yerel Arnavut yöneticiler affedilip taltif edilerek bu yara sarılmaya çalışılmış, ancak 1878-1881 yılları arasında,-İngiltere’nin devreye girmesi ve çabalarıyla oluşan Ayastefanos Anlaşmasını hafifleten- Berlin Konferansı sonrasında kurulan Prizren Birliğinin gereksiz yere dağıtılması , sonraları Firzovik toplantısı, 1908′de Şemsi Paşa’nın suikast sonucu öldürülmesi, II. Meşrutiyetin ilanı , 1910 ve 1911′de İttihatçı hükümetin en vahim icraatı olan Arnavutların silahlarının haksız bir şekilde toplanması olayı son yol ayırımı olmuştur. Ve akabinde çıkan Balkan Harbi ile de Edirne’ye kadar olan bütün Balkan toprakları kaybedilmiştir. Silahları İttihatçı hükümetçe haksız bir şekilde toplanan Arnavutlar’ın bir bölümü, tepki olarak tarihlerinde nadir rastlanacak şekilde Balkan Savaşında Sırplara destek vermiş, diğer bir bölümü de silahsız kaldıklarından Sırplara karşı savunmasız duruma gelmişlerdir. Bu da imparatorluğun sonu olmuştur.

Bugün de, Arnavutlar; Balkanların, Balkan (Rumeli) müslümanlığının kilidi konumundadır. Balkanların en kalabalık müslüman nüfusunu teşkil eden bu unsur, aynı zamanda coğrafyanın en geniş ve stratejik hinterlandına sahiptir .Yanya’dan (Epir) Niş’e, Preşeve ve Üsküp’ten, Ülgin, Bar ve İşkodra’ya kadar uzanan genişçe bir coğrafya , Sırbistan ve Yunanistan’a uzanan kolları, tarihten gelen konumu ve bugünkü durumuyla, Arnavut unsuru Balkan (Rumeli) müslümanlığının merkezinde durmakta, ana gövdesini teşkil etmektedir. Bu müslüman nüfusun parçalanmış değil, bütünleşmiş bir şekilde dinamize edilmesi, Balkan müslümanlığının geleceğini belirleyecektir. Aynı zamanda Arnavutların 1912′den beri yaşamakta olduğu, parçalanmışlıktan kaynaklanan kötü talihini değiştirebilecektir. Özellikle, Türkiye’de yaşayan milyonlarca (5 Milyon civarı) Arnavut’un da gerekli, olmazsa olmaz hükmünde desteği ile, müslüman Arnavut unsuru Balkanlarda bütünleşmiş bir hale gelip kötü talihinden kurtulma şansını yakalayacak, yanı sıra Balkan müslümanlığının teminatı olacaktır. Çünkü Arnavutlar, Balkanlarda en geniş coğrafyaya yayılmış, en büyük nüfusa sahip ve Adriyatik’e açılabilen tek müslüman topluluk’tur. Tüm bunlar için, Yanya (Epir) dan Niş’e , Preşeve, Buyanovac ve Üsküp’ten, İşkodra’ya kadar olan bölgede güçlü ve Büyük Arnavutluk devletine ihtiyaç vardır.

http://www.yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=10.03.2012&y=MufitYuksel

Rumeli ve Arnavutlar neden önemli?

March 8th, 2012

Müslümanların Rumeli macerası daha 13. Yüzyılda başlar. O yüzyılda, Kırım ve Deşt-i Kıpçak’ta Tatarlar arasında başlayan müslümanlığın yayılması hareketleri, Romanya taraflarına kadar gelişme gösterir. Moğol istilâsının ardından Cengiz Hanın torunu, Cucî Han’ın oğlu Batuhan (1224-1256) tarafından kurulan Altın Ordu (Golden Horde) Devleti, Berke Han zamanında(1257-1266) İslâmiyeti kabul eder. Bu dönemde gelişen müslümanlaşma hareketleri yüzyılın sonlarında, bu bölgeden batı bölgelerine doğru gelişme gösterir (Bkz.İbn Batuta, Rihle, Tuhfetu’n-Nuzzâr, Daru İhyai’l-Ulûm, Beyrut, 1996; Yakubovsky, Altın Ordu Ve Çöküşü, Çev. Hasan Eren, TTK Yay. Ankara, 1992; Alan Fisher, The Crimean Tatars, Stanford University, California, 1978). İslam’ın Deşt-i Kıpçak ve Dobruca bölgelerine doğru yayılmasında ünlü Sarı Saltuk’un (Saltuk Et-Türkî, kendi çağdaşı olan İbn Serrac’ın nakline göre vefatı: 697/1297-98; İbn Serrâc’a göre asıl kabri bugün Romanya Babadağ yakınlarında Soci diye anılan bölgededir) büyük rolü olduğu kaydedilmektedir. (İbn Serrâc, Tuffahu’l-Ervâh Ve Miftâhu’l-İrbâh, 715/1315-16, Manuscript.Princeton University Library, Robert Garret Collection, 97, Varak:194-201)

Osmanlı döneminde ise, Orhan Gazi’nin son dönemlerinde, büyük oğlu Süleyman Paşa’nın askerleri ile 757/1358 yılında Gelibolu yarımadasına geçip oraları fethetmesi sonucunda, Rumeli’de/Balkanlar’da ilk toprak kazanımları olur. Osmanlılar kısa zamanda Edirne, Dimetoka ve çevresini de fetheder. Daha, I. Murat döneminde, Hacı İlbeyi komutasındaki Sırp Sındığı zaferinden sonra; Serez’den başlayarak, Manastır, Ohri, Debre ve çevresi gibi Arnavut nüfusla meskun bölgeler Timurtaş Paşa tarafından fethedilir. 1389′daki Kosova Savaşına gelindiğinde, Arnavut bölgesinin Merdita, Kruya ve İşkodra bölgeleri hariç fethedilir. (Bkz. Aşıkpaşazâde, Tevârih-i Alî Osman, Ali Beğ Neşri, Matbaa-i Amire, 1332, İstanbul; Neşrî, Cihânnüma, Menzel/Taeschner Yayını, Leipzig, 1951-1955; Oruç Beğ, Tevârih-i Al-i Osman, F. Babinger Yayını,Hannover,1925; Ruhî Tarihi, H. Cengiz-Yaşar Yücel Yayını, TTK Belgeler, Cilt.XIV., Sayı 18, Lütfî Paşa, Tevârih-i Al-i Osman, Ali Beğ-Kilisli Rifat Neşri, İstanbul, 1341)

Yıldırım Bayezid devrinde, 1396′daki Niğbolu Savaşı sonrasında, Tuna’ya kadar Balkan topraklarının büyük bölümü Osmanlı idaresi altına girer. Ancak, ünlü Timurleng’in Anadolu’ya gelişi bir çok şeyi alt üst eder. 1402 yılında, bir taraftan Rumeli’de Tuna boylarına dayanan Osmanlılar; Anadolu’da, Karamanoğlulları dahil, bir çok beyliği ortadan kaldırarak topraklarına katmıştır. Bu dönemde Erzincan ve Malatya bölgesi dahil Osmanlı idaresine dahil olur. Ancak, her tarafa kan ve ateş saçarak, yakıp yıkarak Moğollara benzer şekilde ilerleyen Timur’un Anadolu’ya gelişi felaketlerin başlangıcı olur. Ankara önlerine gelen Timur’un ordusu ile Yıldırım Bayezid’in Osmanlı ordusu Ankara-Çubuk ovasında karşılaşırlar. Yıldırım Bayezid’in ortadan kaldırdığı beyliklerin beyleri, Germiyan beyi ve Erzincan emiri Mutahharten başta olmak üzere Timur’un yanında yer alırlar. Osmanlı’nın Anadolu’dan topladığı askerler, kendi eski beylerini Timur’un safında görünce -Kara Tatarlar, Germiyan ve Menteş beyliği askerleri başta olmak üzere- tümüyle saf değiştirir. Osmanlı saflarında kapıkulu askerleri ile Yıldırım Bayezid’le olan sıhriyyet bağı dolayısıyla 5000 civarında Sırp atlısı ve yardımına gelen Sırp Prensi Vılkoğlu Stephan Lazarus kalır. Çubuk ovasında, Sırplar o kadar iyi savaşırlar ki, Timur bunları derviş zannedip ” Dervişhâ taksîr nekerdend-Dervişler ellerinden geleni ardına koymadı” der. Timur’un yanında olanlar da ” Hânım, bunlar derviş değil, kâfir çerisidir” derler. Bu yenilgi, Osmanlı için ağır bir darbe, aynı zamanda dönüm noktası olur. Yıldırım Han esir düşer. Timur, Yıldırım Bayezid’i bir kafese koydurup, gittiği yerlere götürür. Nihayet Yıldırım Bayezid bir yıl sonra, 1403′te Akşehir’de ölür. Böylece Yıldırım’ın kurduğu ilk imparatorluk Timur tarafından yıkılmış olur. (Timur Konusunda bkz. İbn Arabşah Ed-Dimeşkî, Acâibu’l-Makdûr Fi Ahbâri Timur, Matbaatu Vâdi’n-Nîl, Kahire, 1285; Osmanlıca Tercüme, Nazmizâde Murtaza Efendi, Kahire, 1292)

Anadolu’da, Erzurum ve Malatya’ya kadar uzanmış olan Osmanlı Devleti Ankara savaşından sonra birdenbire, Bursa’nın gerisine kadar çekilmek durumunda kalır. Osmanlıyı neredeyse bir asır kadar uğraştıracak birçok Anadolu beyliği yeniden kurulur. Osmanlı hanedanında ise, Yıldırımın oğulları arasında kardeş kavgası baş gösterir. 11 yıl süren bu fetret dönemi, 1413′te Çelebî Mehmed’in Edirne’de tahta oturması ile sona erer. Osmanlı Devleti, Anadolu’da aynı sınırlara, ancak 112 yıl sonra Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran seferi ile ulaşabilir. Bu yeniden toparlanma , Osmanlı’nın Rumeli’de yerleşmiş olması sayesinde gerçekleşebilmiştir.

1402 Ankara savaşı deneyimi ve sonrasında gelişen olaylar, Azerbaycan, İran ve Horasan’da Safevi Devletinin yükselişi, Osmanlı’nın yüzünün ağırlıklı olarak Balkanlara çevrilmesine yol açmış, Balkanları Osmanlı’nın merkez hinterlandı haline getirmiş, bu coğrafyayı Osmanlı ülkesinin beyni konumuna getirmiştir. Osmanlı’nın merkez hinterlandı, Bursa’dan Tuna’ya,oradan Adriyatik’e uzanan bölge, saray bürokrasisinin de (sadrazam dahil) belkemiğini oluşturmuştur. Arnavutlar,33 sadrazam ve binlerce paşa ve vali ile başı çekmiştir. Osmanlı Devleti, Balkanlar ve Avrupa topraklarında ilerleyip güçlü olduğu parlak dönemlerinde yükseliş dönemlerini yaşamış ; duraklayıp gücünü kaybettiği dönemlerde ise gerilemeye, dağılmaya yüz tutmuştur . Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselme, duraklama, gerileme ve dağılma dönemlerinin temel belirleyeni , Balkan/Rumeli coğrafyasındaki konumu olmuştur. Balkan coğrafyasındaki yenilgiler sonucunda, bu coğrafyanın (Rumeli) kaybıyla Osmanlı Devleti beyninden vurulmuştur. İmparatorluk tümüyle çökmüş, 1878′de Karadağ ve Niş’in kaybıyla, Kosova ve Selanik korumasız kalmış,1912′de Arnavutluk,Kosova ve Selanik’in kaybıyla İstanbul’un kapısı açılmış, I. Dünya savaşı sonrasında ise İstanbul işgale uğramıştır.

Osmanlı’nın anılan dönemlerde, Balkanlarla ilişkisinin en önemli unsuru Arnavutlar olmuştur. Arnavutluk Osmanlı’nın ilk yüzyıllarından 1912′ye kadar , İskender Bey gailesi dönemini hariç tutarsak, Osmanlı İmparatorluğunun önemli bir vilâyeti olduğu gibi, Arnavutlar da Osmanlının yükselme döneminden başlayarak Osmanlı siyaseti ve bürokrasisinde en başat rolü oynamışlardır. Otranto fatihi Gedik Ahmet Paşa’dan başlayarak son döneme kadar 33 sadrazamla ,Osmanlıya sadrazam vermekte başta gelmişlerdir. Arnavutlar tüm Güney Balkanlar’da , Girit ve Rodos dahil Osmanlı Devleti’nin sacayağı konumunda olmuşlardır. Bu bölgedeki vali, bey, ve diğer yöneticiler Arnavut olduğu gibi; örneğin Osmanlı idaresi zamanında Mora yarımadasındaki müslüman ahalinin büyük çoğunluğunu Toska Arnavutları oluşturmuştur. Osmanlı İmparatorluğunda gerek siyaset ve bürokraside, gerekse askeri alanda Arnavutlar Osmanlının en güçlü topluluğu konumunda olmuşlardır. Sadece Balkanlarda değil Cezayir, Trablusgarp, Hicaz dahil Bağdat, Musul, Kürdistan ve Güney Kafkasya bölgelerinde bile Arnavut yöneticiler, valiler ve askerler önemli görevler üstlenmişlerdir. Yine 19. Yüzyılda, Yanya’da Tepedelenli Ali Paşa; Girit ve sonra Mısır’da Kavalalı Mehmed Ali Paşa, Osmanlı’daki Arnavut gücünün sembolleri olmuşlardır. (Bkz. Süleyman Külçe, Osmanlı Tarihinde Arnavutluk, İzmir, 1944; Osmanzâde Tâib Ahmed, Hadîkatu’l-Vüzerâ, Havâdis Matbaası, İstanbul, 1271; L. S. Stavrianos, The Balkans Since 1453, New York, 1961; Odysseus, Turkey In Europe, London, 1900; Girit, Mâzisi, Hâli, İstikbâli, Matbaa-i Ebuzziyâ, Kostantiniyye, 1328; Mehmed Nurî-Mahmud Nâcî, Trablusgarb, Tercüman-ı Hakiklat Matbaası,İstanbul, 1330 )

Rumeli Ve Arnavutlar konusuna devam edeceğiz.

http://www.yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=07.03.2012&y=MufitYuksel#

Kosova’ya tam destek

February 3rd, 2010

17 Şubat 2008 tarihinde bağımsızlığını ilan eden Kosova’yı ilk tanıyan ülkeler arasında yer alan Türkiye, Priştine yönetimine Avrupa Birliği (AB) ve NATO üyeliği için de tam destek veriyor.

Kosova Cumhurbaşkanı Fatmir Sejdiu, Türkiye’ye resmi bir ziyaret gerçekleştiriyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, konuk cumhurbaşkanını Çankaya Köşkü’nde resmi törenle karşıladı. İki lider görüşme sonrasında düzenlenen basın toplantısında Türkiye ve Kosova’nın tarihe dayanan dostluğuna işaret etti. İki ülke arasındaki ilişkilerin ‘mükemmel’ olduğunu belirten Gül, “Balkanlar’ın tarihi ortak tarihimizdir. Türkiye, Kosova’nın tamamını kardeş olarak görmektedir. Türkiye, kararlı biçimde yoluna devam etmesi için Kosova’ya her türlü desteği vermeye devam edecektir. Kosova, günü geldiğinde, AB’de, NATO’da yerini alacaktır.” dedi.

Liderlerin yanı sıra iki ülke first lady’si Nezafet Sejdiu ve Hayrünnisa Gül de bir araya geldi. Buluşmada Bayan Gül, engelli vatandaşların eğitimine yönelik himayesinde başlatılan “Eğitim Her Engeli Aşar” kampanyasına ilişkin bilgi verdi. Kampanyadan etkilenen Nezafet Sejdiu, “Bugün burada sizlerle birlikte edinmiş olduğum bu tecrübe benim için yeni kapılar açmaktadır. Ben de bu konuda Kosova’da çalışmalar yapmaya başlayacağım.” dedi.

Lahey Kosova’nın bağımsızlığını savundu

December 2nd, 2009

Uluslararası Adalet Divanı, Kosova’nın tek yanlı bağımsızlık ilanıyla ilgili Sırbistan’ın başvurusunu görüşmeye başladı. 9 gün sürecek davanın bugünkü ilk duruşmasında Kosova, hiçbir zaman Sırbistan’ın bir parçası olmadığı görüşünü savundu.

Lahey Kosova'nın bağımsızlığını savundu

Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda görülen davada, Belgrad’ın görüşünü Sırbistan’ın Paris Büyükelçisi Dusan Batakoviç dile getirdi.

Batakoviç, Kosova’nın tek yanlı bağımsızlık ilanının yasadışı olduğunu söyledi.

Büyükelçi, ayrıca alınan kararı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını ihlal olarakta değerlendirdi.

Belgrad, Kosova’nın tek yanlı bağımsızlık ilanını yasa dışı olarak niteliyor ve bunun uluslararası hukuk düzenine karşı olduğunu iddia ediyor.

Bugünkü duruşmanın ardından 11 Aralık’ta sona erecek oturumlarda, aralarında ABD, Rusya, Fransa ve İngiltere’nin bulunduğu 29 ülkenin daha görüşü alınmak üzere 45′er dakikalık sunumlar yapması planlanıyor.

Kosova’nın 17 Şubat 2008 tarihinde ilan ettiği tek yanlı bağımsızlığı, ABD ve çoğu AB ülkesi ile Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 63 ülke tanırken, BM Güvenlik Konseyi tarafından tanınmadı.

Uluslararası Adalet Divanı’nda 15 yargıcın karara varmasının aylar sürebileceği belirtiliyor.

cnnturk

Statta içki içen Sırbistan Devlet Başkanı yargılandı

December 2nd, 2009

Sırbistan Devlet Başkanı Boris Tadiç, stadyumda içki içerek yasaları ihlal etmekten mahkemeye çıktı

fft17_mf443278

Mahkeme salonuna girerken düşünceli olduğu gözlenen Sırbistan Devlet Başkanı Boris Tadiç’e cezası postayla bildirilecek.

Tadiç, yargıca, yaptığının suç olduğunu bilmediğini, işlenen suçun tüm sorumluluğunu kabul ettiğini söyledi. Tadiç, ekimde Sırbistan’ın Romanya’yı 5-0 yendiği maçtan sonra stadyumda kutlama için Spor Bakanı ve Federasyon Başkanı ile şampanya içmişti. Yargıcın davayla ilgili kararını, Tadiç’le birlikte, Sırbistan’ın Dünya Kupası eleme maçında kadeh tokuşturduğu Spor Bakanı ve Sırbistan Futbol Federasyonu Başkanı’na postalayacağı kaydedildi. Tadiç ve diğer sanıklar, 450 ila 750 dolar para cezasına çarptırılabilecek.

milliyet

Kosova’nın Bağımsızlığına İtiraz

December 1st, 2009

4b918f2c-f592-4d55-b649-22185e99bc21-800x600

Sırbistan, Kosova’nın bağımsızlığını Lahey Uluslararası Adalet Divanı’na götürdü.

Sırbistan’ın başvurusu üzerine Uluslararası Adalet Divanı Kosova’nın kararının meşru olup olmadığını görüşmeye başladı.

Divan’ın kararları danışma niteliği taşıyor.

Sırbistan Dışişleri Bakanı Vuc Jeremic, barış zamanı bir ülkeden ayrılarak bağımsızlığını ilan etmenin ve bunun uluslararası arenada tanınmasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu savundu.

Belgrad yönetimi, Uluslararası Adalet Divanı’nın Kosova’nın bağımsızlığının meşru olmadığını ilan etmesi halinde, kararın bu ülkeyi tanımayı düşünen ülkeler açısından caydırıcı olacağını düşünüyor.

Uluslararası Adalet Divanı’nın Kosova hakkında karar almasının, birkaç ayı bulabileceği bildiriliyor.

trt

Türkiye, ünlü mafya liderini Arnavutluk’a iade etti

November 25th, 2009

Aldo Bare” ismiyle tanınan ve 1997-2001 yılları arasında işlediği cinayetlerin yanı sıra organize suç örgütü kurmak ve uyuşturucu trafiği yönetmekle suçlanan Şkurti, bugün öğleden sonra bir charter uçağıyla Türkiye’den Arnavutluk’a getirildi.

Başkent Tiran’daki Anne Tereza Havalimanı’nda yüksek güvenlik önlemleri altında Arnavut makamlarına teslim edilen mafya lideri 313 numaralı hapishaneye kondu.

Alfred Şkurti, 2001 yılında Arnavutluk’un Elbasan ili mahkemesi tarafından gıyabında 25 yıl hapis cezasına çarptırılmış, fakat tutuklanmadan kaçmayı başarmıştı.

aa